b!

0 doe
"Baktın ki başkaları seninle dalga geçmek üzere sen onlardan evvel davran," dedi Be-Ce. "Hatta en çok sen dalga geç ki kendinle başkalarına fırsat kalmasın. İsmini sen koy taşıdığın marazın; hatta davul zurnayla duyur ki sana lakap takmaya yeltenenlerin hevesleri kursağında kalsın. Baktın ki başkaları seni hırpalamak üzere kendi kendini talan etmelisin kalkan niyetine."

"içimin tünellerine girer girmez bir fener alıyorum elime. buralar çok karışık. kaç kere geldim gene de hep kayboluyorum. "

"bazen biri çıkar karşına. bilirsin ki onun karşısında zayıfsın. bir hamur parçasısın. alsın seni dilediğince oynasın. "

elif şafak . kağıt helva
0 doe
Karşılıklı ve karışımlı akışkanlar demekti ilişkilerimiz. Biz karşılıklı olarak akarken birbirine karışan sıvılardık. Genel bir halimiz, sürekli bir kabımız sonsuz bir sığınağımız yoktu, biz akardık. Akmak, değişmek demekti. Akmak, geçtiğin her yerden kendine bir toz alarak çamura bulanmak demekti. Biriktirdiklerimizden arınmak, arındığımızda yine onlara sahip olmak demekti akmak. Çok kalabalık değildik ama yalnız diyemezdik bize. Karmaşıktı, başı olmayan sonu olması vaat edilen bir süreçteydik.

¨,.

bir insanla bu şekilde tanıştım diyemezsin ki, dememelisin de bence. birini, adını kendisinden öğrenince tanımaz insan. sabah otobüste ertesi gün evinin yakınlarında görüyorsan bir insanı tanıyorsundur. varlığından haberdar olmak hali yani, var olduğunu bilmek, onu bilmek, onu tanımak. bu kadar basit. seni görmek çok kolay değildi aslında. çok sevilen insanlar, eğer doyumsuz, çaresiz insanlar değillerse çok fazla insanların içine karışmazlar. çok sevildiklerinden gittikleri yerde var olurlar, görmek ya da görülmek gibi ihtiyaçları yoktur onların. istediklerini hep kıyılarında köşelerinde saklarlar. sen böyleydin, bundan daha fazlası da çoğunlukla. bakarak tanımak diye bir şey varsa, ki var, bakmaya aşık olmak bunun en doğal getirisi olsa gerek. çünkü birini tanıdığında arda kalan tek şey sevmektir.

ardından uçsuz bucaksız hayallerim girdi devreye. seninle onlarca kez izmirde, yüzlerce kez istanbulda tanıştık. bilirsin hayal bu, her seferinde hatırladın beni. her seferinde ne çok ortak yönümüz olduğu ortaya çıktı, ve ne kadar da muhteşemdim, neredeyse sana yaklaşabilirdim. hep beni sevdin. ben seni önceden bildim, hayallerimde de heyecanlandım, ağladım; hep daha çok sevdim.
¨ hep yeşil karmaşık hayallerdi bunlar. yeşil gözlerinden akardı. ben tutardım gözlerime koyardım ve o sırada her yer yeşil olurdu, sonra ben mutluluktan ağlardım yemyeşil uykulara uyurdum geceleri.

sonra mutlu bitemeyişlerim olurdu hayallerde. bitiremezdim, biterse çünkü biterse.. bitmezdi. ama hayallerimi içime kattığımda içim çoğalırdı. içime sığmaz ağzımdan çıkardı hayaller, sonra hüzün olur üzerime yapışırdı. ve ben hiç de yeşil olmayan bir şekilde çok da kahverengi dolaşırdım gerçekte. sonra depresif uyanışlarım, melankolik ve klostrofobik haftalarım olurdu. sonra, ¨ vazgeçmeliyim. vaz - geç - me - li. ¨kelime hecelerine ayrılır, heceler ayrılır, her şey ayrılır ve çoğalırdı. çoğalan bir sözcüğü daha taşıyamaz söylerdim. bunlar hep kötü şeyler olurdu.

bir gün daha gelir ve ben vazgeçirdim. kendinden çok emin, çok kesin ve çok vazgeçmiş bir tip olur çıkardım. umurumda bile değildi, hayır kesinlikle değildi. hayaller gerçek değildi, unutulabilirdi. oysa ben gerçeği de aynı hızla unuturdum, böyle durumlarda biraz durur varoluşu sorgulardım. unuturdum. hıhı.

¨ ertesi gün sen o kapıyı açmasaydın, sesini duymasaydım. karşıma çıkıp, başkası için orada durup sanki biliyormuş gibi sanki hayallerimi gerçekleştirebilmeye ümit varmış gibi bana bakmasaydın. ve geçip gitmeseydin sonra, bu her seferinden daha çok acıtmasaydı unuturdum eminim. yine yeşil olmazdı her şey ve, ve ben bu kadar kahverengi kalmazdım yanında olmayan yerlerde.

0 doe
" Bir de bakardım ki saçılmışım oraya buraya. Eğilip toplardım parçalarımı ama her zaman dağılanlar topladıklarımdan fazla çıkardı. Ne kadar dikkat edersem edeyim daima bir şeyler kalırdı geride. Bir şeyler hep yarımdı, hep iğreti, hep eksik.."

elif şafak - mahrem
1 doe
"..
Ol vakte kadar da,
Tek başına
Bir kendine sığınmakta
Karar kıldı.
Henüz farkına varmasa da,
Aşıki pek haklıydı.

Aşk üzerine yazılanlar kara,
kapkaraydı."

elif şafak - pinhan
0 doe
"..herkes kendi hayatını yaşar, herkes kendini yaratır. ama insanı kendisine götüren köprü çok incedir, çok dar. bir tek kendisinin geçmesine izin verir. "


ahmet ümit ~ bab-ı esrar
0 doe
akustik bir şarkı hafifçe hızlanırken göz kapaklarım açıldı. beyaz bir dünyaydaydım - yorgan rastgelelikle dağılmıştı ve ben altındaydım. göz altı torbalarım vardı, saçlarım kısaydı. başucumda kitaplar, telefon ve müzikçalar vardı. kıyafetler orada buradaydı. temiz bir sabahtı ve ben kirli, dağınık, düzensizdim. geç yatmış ve geç kalkmıştım. belki mutfakta bir şarap şişesi belki halıda kırmızı lekeler vardı. hayır ben bunu hiç yapmadım, yapamam da ama o yapardı.

şarkı hızlanırken kalktı. yüzünü yıkadı, ağzı kuduzdan ölmek üzereymiş gibi köpürmeden bir tek benim yapamadığım o temiz diş fırçalama olayını yaptı. saçlarını taramadı ama saçları güzel ve dalgalıydı. kumraldı, kahverenginin bütün tonlarında kumraldı. yakası esnek, bir tek ona yakışan ince kıyafetlerini giydi. o kokmazdı, parfüm sıkmadı. çantasını olduğu gibi aldı, çok şeyi unuttu. ben olsam unutmazdım ama o hiç takmazdı. yolda erkekler ona baktı, umurunda olmadı. bütün tanıdıklar ona selam verdi, bazılarını gerçekten duymadı onun kafası dağınık, o önemli insandı. seni gördü, o sabahları da güzeldi, güzelce gülümsedi. konuştu, seni güldürdü, rahattı. her şeyden haberi vardı, her şeyi bilirdi. zekiydi. onun için sadece sen yoktun. çok sıkarsa birisi ya da sen, fark etmezdi çeker giderdi. özgürdü, bağımsızdı. adı pelin de olabilirdi ada da. en iyi kitaptaki en müthiş kız, o şarkıdaki pelindi. hep ondan bahsederdik biz, bunu bilirdi. sevilmeye alışıktı, daha fazlası için bir şeyler ummazdı. sadece kendi seviyor diye birilerine yakın olurdu, başka bir anlamı yoktu. hep bizden daha önemli problemleri vardı, o müthişti ama mutsuzdu eğer ona mutsuzluk denebilirse. hayır o doyumsuzdu. yetmezdin, yetemezdin ona, o fazlaydı ve dahasını alamazdı. onun ailesi enteldi, sergiye operaya giderdi. o her yere her saatte gidebilir dönmeyebilirdi. onunla ilgili hiçbir şey kesin değildi. belirsiz, gizemli ve müthiş. ona çok kolay aşık olunabilirdi ama o hep en kötü erkekleri sever o erkekler ona hiç yakışmazdı. oysa o adamlar bizim yanımızda tanrı kalırlardı. o geliyorsa bir yere çoğu insan gelirdi, çoğu insan bir yere gidiyorsa o gitmezdi.
ben yapamazdım giderdim. mecbur olduğumdan arkadaş olurdum. istediğim okulu kazanamazdım, ben spor yapamazdım. voleybolcu bacaklarım yoktu, kimse bana bakmazdı. erkeksiydim. temelde sorunlarım vardı. zeki sayılmazdım, eğlendirmezdim rahat değildim. özgür ve bağımsız da değildim. bağlıydım, bile bile bağımlıydım. bağımlı olmayı severdim. istediğim yere gidemezdim, herkes nereye gitmek isterse onlara uyardım. ben çağırılmazdım, sonradan haberi olandım. söylemeyi unutulan. ben sen istesen bile gidemezdim, sevginle yetinirdim. yakınında olmak, adımı bilmen bile yetebilirdi çoğu zaman. ben sevilmezdim ve en küçük bir sevgi kırıntın bile beni mutlu ederdi, ama gerçekten mutlu olurdum. bu kadar basittim. benim adım meriç olabilirdi. ama meriç güzel ve zekiydi. o bunların hepsinden daha fazlaydı. öyleydi işte.


0 doe
" ..

bazen hiçbir şeye layık olmadığımı düşünüyorum. çoğu zaman hissediyorum bunu aslında, yeni olansa buna aradığım cevapları değiştirmem. hep sorun insan-yanlış insan-yalnız insan tanımına uyduğumu düşünürdüm. o ya da bu şekilde bu sıfatları üzerime yükledim. şimdilerde ise, tek sorunun ben olamayacağı düşüncesindeyim. olamazmış gibi. bunun sebebi çaresizliğimin, mutsuzluğumun ve inancımın aynı ivmeyle artması olabilir. hep aradığım cevabı bulduğumda, kendimi düzeltip devam edebileceğimi düşünürdüm. sanki bu zamana kadar yaşadığım hayatı silip yeni dediğim insanla geçmişsiz, mutlu bir hayat kurabilirmişim gibi. şu anki ben ise yenilenmekten çok var olduğu insan üzerinden devam edebilmeyi düşünüyor. yenilenmekten çok yenilemek istediği şeyler var. var olduğu temeller üzerine. değişmeden, kaybetmeden daha fazla.
yaşadığım bu kargaşayı sana anlatırken cümleleri karıştırdığımı biliyorum. bazen anlamakta güçlük çekebilirsin - ki bunlar benim sana yazarken anlamaya çalıştırdıklarım ya da bir umut senin anlayıp geldiğinde bana anlatacakların. gelmene dair umudum hala var, evet. bunu her insana, her göze, her gülüşe bakarak devam ettiriyorum. öyle ki bugünlerde gülen insanları çok seviyorum, gülen gözleri ve en çok gülen elleri çok seviyorum. o elleri tuttuğumda bana bulaşsınlar ben de güleyim ve belki biraz -işte o sihirli kelimeden- olayım istiyorum. geç kaldım, çok geç kaldım biliyorum ama bu elimde değildi. öyle olsa inan tutardım, ellerime o kadar çok bakıyorum ki bir şeyleri tutsun diye. ellerime gelse insan kaçırmazdım. sana bu mektuplardan daha farklı hikayeler anlatmak istiyorum, o hikayeleri oku ve bu kız kendini ve beni bulmaktan başka şeyler için de yaşıyor de istiyorum. çünkü benim sen, ben ve hikayelerimden başka derdim yok.

bu arada sana hayaller örüyorum. havalar soğuk, çok gül ve hasta olma,

jane."


0 doe
".. Sevdiğin birini yitirince bir yanın onunla beraber kaybolur. Terk edilmiş hayaletli bir ev gibi buruk bir yalnızlığa esir olur, eksik kalırsın. İçinde bir sır gibi, giden sevgilinin yokluğunu taşırsın. Öyle bir yara ki üzerinden ne kadar zaman geçerse geçsin gene de canını yakar. Öyle bir yara ki iyileştiğinde bile kanar. Bir daha gülemeyeceğini, asla hafifleyemeyeceğini sanirsin. Karanlıkta el yordamıyla ilerler gibi akar hayat. Önünü göremeden, yönünü bilemeden sadece şu anı kurtararak.. Gönlünün kandili sönmüş, zifiri gecede kalmışsındır .."

elif şafak - aşk - şems'in ardından
0 doe
bir odadayız, odalar içimizde.
odalar ellerimiz kadar beyaz, ellerimiz ceplerimizde.
sakladıklarımız içeride, tırnaklarımız içeride. dokunduklarımız içeride. en çok bulutlar ve çamur var o yerde. çünkü ya çok mutlu olup bulutları sıkıyoruz ve ellerimiz bulutlanıyor ya da yerin içine giriyoruz ve onun içi benim ellerim çamur, sonra işte, çamur doluyor içimize.
ben ağlıyorum çünkü çamur dolusu biri olmak istemiyorum, bulutların üzerinde toprak ve su olmamalı. zaten yeterinde ıslanmış insanlar bulutlara çıkamadan sıvılaşır ve düşerler hep birilerinin üzerine, hep birilerine. ve düşmüş insanlar düştüklerine tutunurlar sadece, sanki onları düşmekten alıkoyacak başka kimse olamazmış gibi inanırlar. onlar özelmiş gibi yaparlar.

sonra ellerini saklarlar, çamurları ağızlarına atarlar. o, bunları görmez başlarda. sadece bulutlardan düşen bir kız vardır karşısında. bulutlar kolay çıkar ellerimizden, bize de koyu renkler bulaşır biz de kararırız.

ve çamur daha fazla durmaz içimizde, yüzümüze çıkar. o sadece bunu görür, sadece bu pek çok şeyi öldürür. ve yüzümüzü ellerimize sileriz biz, ellerimiz hep kirli, gözlerimiz hep ıslak kalır toprağa en yakın yerlerde.
0 doe
.


sanki hiç ısınamayacakmışım gibi üşüyorum. bunun anlamını bilmelisin; bu bir şeyin bir daha olmayacağını bile bile beklemenin kış hali. bu olmayacak şeylere bağlanan birinin koparılmış hali. bu soğuktan ölen birinin ısınma ihtimalini bırakıp uyumaya karar verme anı. ve uyku bazen dehşet doludur.