Karşılıklı ve karışımlı akışkanlar demekti ilişkilerimiz. Biz karşılıklı olarak akarken birbirine karışan sıvılardık. Genel bir halimiz, sürekli bir kabımız sonsuz bir sığınağımız yoktu, biz
akardık. Akmak, değişmek demekti. Akmak, geçtiğin her yerden kendine bir toz alarak çamura bulanmak demekti. Biriktirdiklerimizden arınmak, arındığımızda yine onlara sahip olmak demekti akmak. Çok kalabalık değildik ama yalnız diyemezdik bize. Karmaşıktı, başı olmayan sonu olması vaat edilen bir süreçteydik.
¨,.
bir insanla bu şekilde tanıştım diyemezsin ki, dememelisin de bence. birini, adını kendisinden öğrenince tanımaz insan. sabah otobüste ertesi gün evinin yakınlarında görüyorsan bir insanı tanıyorsundur. varlığından haberdar olmak hali yani, var olduğunu bilmek, onu bilmek, onu tanımak. bu kadar basit. seni görmek çok kolay değildi aslında. çok sevilen insanlar, eğer doyumsuz, çaresiz insanlar değillerse çok fazla insanların içine karışmazlar. çok sevildiklerinden gittikleri yerde var olurlar, görmek ya da görülmek gibi ihtiyaçları yoktur onların. istediklerini hep kıyılarında köşelerinde saklarlar. sen böyleydin, bundan daha fazlası da çoğunlukla. bakarak tanımak diye bir şey varsa, ki var, bakmaya aşık olmak bunun en doğal getirisi olsa gerek. çünkü birini tanıdığında arda kalan tek şey sevmektir.
ardından uçsuz bucaksız hayallerim girdi devreye. seninle onlarca kez izmirde, yüzlerce kez istanbulda tanıştık. bilirsin hayal bu, her seferinde hatırladın beni. her seferinde ne çok ortak yönümüz olduğu ortaya çıktı, ve ne kadar da muhteşemdim, neredeyse sana yaklaşabilirdim. hep beni sevdin. ben seni önceden bildim, hayallerimde de heyecanlandım, ağladım; hep daha çok sevdim.
¨ hep yeşil karmaşık hayallerdi bunlar. yeşil gözlerinden akardı. ben tutardım gözlerime koyardım ve o sırada her yer yeşil olurdu, sonra ben mutluluktan ağlardım yemyeşil uykulara uyurdum geceleri.
sonra mutlu bitemeyişlerim olurdu hayallerde. bitiremezdim, biterse çünkü biterse.. bitmezdi. ama hayallerimi içime kattığımda içim çoğalırdı. içime sığmaz ağzımdan çıkardı hayaller, sonra hüzün olur üzerime yapışırdı. ve ben hiç de yeşil olmayan bir şekilde çok da kahverengi dolaşırdım gerçekte. sonra depresif uyanışlarım, melankolik ve klostrofobik haftalarım olurdu. sonra, ¨ vazgeçmeliyim. vaz - geç - me - li. ¨kelime hecelerine ayrılır, heceler ayrılır, her şey ayrılır ve çoğalırdı. çoğalan bir sözcüğü daha taşıyamaz söylerdim. bunlar hep kötü şeyler olurdu.
bir gün daha gelir ve ben vazgeçirdim. kendinden çok emin, çok kesin ve çok vazgeçmiş bir tip olur çıkardım. umurumda bile değildi, hayır kesinlikle değildi. hayaller gerçek değildi, unutulabilirdi. oysa ben gerçeği de aynı hızla unuturdum, böyle durumlarda biraz durur varoluşu sorgulardım. unuturdum. hıhı.
¨ ertesi gün sen o kapıyı açmasaydın, sesini duymasaydım. karşıma çıkıp, başkası için orada durup sanki biliyormuş gibi sanki hayallerimi gerçekleştirebilmeye ümit varmış gibi bana bakmasaydın. ve geçip gitmeseydin sonra, bu her seferinden daha çok acıtmasaydı unuturdum eminim. yine yeşil olmazdı her şey ve, ve ben bu kadar kahverengi kalmazdım yanında olmayan yerlerde.